1950’LER • KÖKLER, ŞEHİRLER VE RİTİM

Blues ve Rhythm and Blues

Rock ’n’ roll’un ritmik ve duygusal omurgasını hazırlayan; fakat yalnızca başka bir türün “öncesi” olarak görülemeyecek kadar zengin, bağımsız ve dönüştürücü bir müzik dünyası.

1950’lerde blues ve rhythm and blues müziğinin elektrikli gitar, piyano, saksofon ve vokal dünyası
Blues ve rhythm and blues; Güney’in kırsal geleneklerinden Chicago, Memphis, New Orleans, Los Angeles ve New York’un şehirli müzik pazarlarına uzanan geniş bir dönüşümün ürünüdür.

1950’lerde “blues” ve “rhythm and blues” tek bir sese işaret etmiyordu. Bir uçta Muddy Waters’ın elektrikli Chicago blues’u, diğerinde Ruth Brown’ın şehirli R&B’si; bir yanda Fats Domino’nun New Orleans piyanosu, başka bir yanda B.B. King’in gitar merkezli modern blues’u vardı. Bu müzikler farklı bölgelerden ve geleneklerden geliyordu; ancak güçlü ritim, blues anlatımı, çağrı-cevap ve canlı performans duygusunda buluşuyordu.

BİR PAZAR ETİKETİNDEN KÜLTÜREL ŞEMSİYEYE

“Rhythm and blues” adı nasıl doğdu?

Amerikan plak endüstrisi, siyah sanatçıların kayıtlarını uzun süre aşağılayıcı ve ayrımcı bir ticari sınıflandırma olan “race records” başlığı altında pazarladı. Billboard dergisi 1949’da liste adlandırmasını Rhythm & Blues Records olarak değiştirdi. Bu yeni ifade daha saygın görünse de başlangıçta yine büyük ölçüde endüstrinin satış ve radyo pazarını ayırmak için kullandığı bir şemsiye terimdi.

R&B kısa sürede yalnızca bir liste adı olmaktan çıktı. Blues shouter’lardan vokal gruplarına, jump blues’tan gospel etkili solistlere, piyano ağırlıklı New Orleans kayıtlarından saksofonlu dans parçalarına kadar geniş bir alanı kapsadı. Bu nedenle 1950’ler R&B’sini tek bir ritim veya enstrümanla tanımlamak yanıltıcıdır. Ortak nokta, siyah Amerikan müzik geleneklerinin şehirli plak, radyo ve dans kültürü içinde sürekli yenilenmesiydi.

BÜYÜK GÖÇÜN SESİ

Güney’den şehirlere: müziğin elektriklenmesi

20. yüzyılın ilk yarısındaki Büyük Göç sırasında milyonlarca siyah Amerikalı, Güney eyaletlerinden Chicago, Detroit, New York, Philadelphia, Los Angeles ve başka sanayi merkezlerine taşındı. Beraberlerinde Delta blues, gospel, iş şarkıları, kırsal dans ezgileri ve sözlü hikâye anlatımı geleneklerini de götürdüler. Yeni kent yaşamı, bu geleneklerin konusunu ve sesini değiştirdi.

Kalabalık barlarda ve dans salonlarında akustik gitarın duyulması zordu. Elektrikli gitar, amplifikatör, mikrofonlu armonika, daha sert davul ve güçlü bas; yalnızca teknolojik yenilikler değildi, kentin gürültüsüne verilen müzikal bir cevaptı. Şarkılar da kırsal yaşamın yanında fabrika işçiliği, kira, gece hayatı, göç, yalnızlık ve şehirde tutunma mücadelesini anlatmaya başladı.

SWING’DEN KÜÇÜK GRUBA

Jump blues: dans pistini rock çağına taşıyan köprü

1940’ların sonlarında büyük swing orkestralarını turnede tutmak pahalı hâle geldi. Daha küçük topluluklar; saksofon, piyano, gitar, kontrbas ve davulla aynı dans enerjisini daha ekonomik biçimde üretti. Jump blues, blues sözlerini güçlü shuffle ritmi, kısa riffler, mizah ve gösterişli saksofon sololarıyla birleştirdi.

Louis Jordan, Wynonie Harris, Roy Brown ve Big Joe Turner gibi isimler, şarkıcıyı yalnızca romantik bir yorumcu değil, hikâye anlatan ve kalabalığı harekete geçiren bir sahne kişiliğine dönüştürdü. Jordan’ın gündelik hayatı mizahla anlatan kısa ve ritmik şarkıları, daha sonra Chuck Berry’nin gençlik öykülerinde ve erken rock ’n’ roll’un hızlı anlatımında yankılandı. Big Joe Turner’ın “Shake, Rattle and Roll” kaydı ise R&B ile rock ’n’ roll arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olduğunu gösterdi.

ELEKTRİKLİ ŞEHİR BLUES’U

Chicago blues: Delta geleneğinin yeni mimarisi

Chicago blues, kırsal Delta blues’un basitçe yüksek sesle çalınmış biçimi değildi. Muddy Waters, Howlin’ Wolf, Little Walter, Jimmy Rogers, Otis Spann ve Willie Dixon çevresinde gelişen kayıtlar, elektrikli gitar, armonika, piyano, bas ve davuldan oluşan modern bir grup düzeni kurdu. Solist ile enstrümanlar arasındaki çağrı-cevap, rifflerin tekrarı ve yoğun groove, daha sonra rock grubunun temel çalışma biçimlerinden biri hâline geldi.

Muddy Waters’ın “Hoochie Coochie Man” ve “Mannish Boy” gibi kayıtları, Willie Dixon’ın güçlü besteciliğiyle şehirli blues’un otoriter sesini kurdu. Howlin’ Wolf’un devasa vokali ve karanlık riffleri başka bir uç oluştururken Little Walter, mikrofon ve amplifikatör kullanarak armonikayı gitar kadar saldırgan bir baş enstrümana dönüştürdü. B.B. King ise Memphis ve turne ağı üzerinden gitarı vokale cevap veren ikinci bir insan sesi gibi kullandı.

Bu müzik 1950’lerde siyah kulüplerinde ve R&B pazarında büyük önem taşıdı; 1960’larda İngiliz blues müzisyenlerinin Chess kayıtlarını keşfetmesiyle dünya rock müziğinin de merkezî kaynaklarından biri oldu.

PIYANO, İKİNCİ ÇİZGİ VE RAHAT GROOVE

New Orleans R&B: farklı yürüyen bir ritim

New Orleans’ın R&B sesi, kentin brass band geleneği, Karayip ritimleri, boogie-woogie piyanosu ve “second line” hissinden beslendi. Davul çoğu zaman katı bir metronom gibi değil, yürüyen ve sallanan bir ritim kuruyordu. Piyano sol el kalıpları, üçlemeli vuruşlar ve sıcak vokaller bu bölgesel üslubu hemen tanınır kıldı.

Fats Domino ve yapımcı-müzisyen Dave Bartholomew ortaklığı, New Orleans sesini ulusal pop pazarına taşıdı. “The Fat Man”, “Ain’t That a Shame” ve “Blueberry Hill”, R&B’nin rock ’n’ roll çağında ne kadar merkezî olduğunu gösterir. Professor Longhair’ın ritmik piyano dili, Smiley Lewis’in güçlü vokali, Lloyd Price ve Shirley & Lee gibi isimler şehrin tek bir formüle sığmadığını kanıtladı.

BATI KIYISI, TEXAS VE MEMPHIS

Tek bir merkez yoktu

Los Angeles ve Oakland çevresinde gelişen West Coast blues daha akıcı gitar çizgileri, jazz armonileri ve zarif düzenlemeler taşıyabiliyordu. T-Bone Walker’ın elektrikli gitar dili B.B. King’den Chuck Berry’ye uzanan büyük bir etki yarattı. Texas blues ise kırsal anlatım, swing ve gitar virtüözlüğünü farklı oranlarda birleştirdi.

Memphis’te Beale Street, WDIA radyosu ve bağımsız stüdyolar siyah müzisyenler için önemli bir ağ oluşturdu. B.B. King burada radyo DJ’liği yaptı; Sun Records’un kurucusu Sam Phillips, Howlin’ Wolf, Jackie Brenston ve başka siyah sanatçıların erken kayıtlarını gerçekleştirdi. Böylece Memphis, blues, R&B, country ve daha sonra rockabilly arasında gerçek bir temas alanına dönüştü.

KUTSAL İLE SEKÜLER ARASINDA

Gospel’in vokal dili R&B’yi nasıl değiştirdi?

Gospel müziği R&B’ye yalnızca “güçlü söyleme” biçimi vermedi. Çağrı-cevap, melisma, doğaçlama, dinamik yükseliş, el çırpma ritmi ve dinleyiciyle doğrudan iletişim; seküler şarkıcılığın dramatik imkânlarını genişletti. Mahalia Jackson ve The Soul Stirrers gibi isimlerin yorumları, sesin bir melodiyi aktarmaktan çok daha fazlasını yapabileceğini gösteriyordu.

Ray Charles, gospel melodik kalıplarını dünyevi sözlerle birleştirdiğinde büyük tartışma yarattı; fakat bu yaklaşım soul müziğinin kapısını açtı. Sam Cooke, The Soul Stirrers’daki başarısından pop alanına geçerek gospel cümlelemesini daha yumuşak ve geniş kitlelere ulaşan bir forma taşıdı. Jackie Wilson ve Little Richard da kilise kökenli vokal enerjisini sahne gösterisinin merkezine yerleştirdi.

BAĞIMSIZ PLAK ŞİRKETLERİ

Atlantic, Chess, Specialty, King ve Imperial neden önemliydi?

Büyük plak şirketleri siyah müziğe çoğu zaman sınırlı ve temkinli yaklaşırken bağımsız şirketler bölgesel sahneleri daha hızlı kayda aldı. Atlantic Records, Ruth Brown, Clyde McPhatter, The Drifters, LaVern Baker ve Ray Charles ile modern R&B prodüksiyonunun merkezlerinden biri oldu. Şirketin mühendislik ve düzenleme anlayışı, ritim bölümünü daha net ve güçlü duyuruyordu.

Chicago’daki Chess Records; Muddy Waters, Howlin’ Wolf, Little Walter, Chuck Berry ve Bo Diddley gibi birbirinden farklı sanatçılarla blues ve rock ’n’ roll tarihinin temel kataloglarından birini kurdu. Los Angeles merkezli Specialty Records, Little Richard ve Lloyd Price gibi isimlerle sert piyano ve vokal enerjisini öne çıkardı. Imperial, Fats Domino’nun ulusal başarısında; Cincinnati’deki King/Federal ise country, blues ve R&B pazarlarını aynı şirket yapısı içinde buluşturmada önemli rol oynadı.

Bu şirketler yaratıcı fırsat sağladı, fakat müzik endüstrisindeki güç eşitsizlikleri ortadan kalkmadı. Sözleşmeler, telif ödemeleri, şarkı yazarlığı payları ve katalog mülkiyeti birçok sanatçı için uzun yıllar süren sorunlar yarattı.

SESİN DOLAŞIM AĞI

Siyah radyo, DJ’ler, plak dükkânları ve jukebox

R&B’nin yükselişi yalnızca stüdyolarda gerçekleşmedi. Siyah dinleyiciye yayın yapan radyo istasyonları ve programcılar, yerel hitleri şehir sınırlarının dışına taşıdı. Memphis’te WDIA, siyah programcıları ve dinleyici kitlesiyle tarihsel önem kazandı. Cleveland’da Alan Freed gibi beyaz DJ’lerin R&B kayıtlarını genç ve karma dinleyici kitlesine sunması, “rock and roll” etiketinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu.

Jukebox’lar, özellikle barlar ve lokantalarda hangi plağın gerçekten dans ettirdiğini gösteren gündelik ölçüm araçlarıydı. Bağımsız dağıtımcılar ve plak dükkânları ulusal tanıtım bütçesi olmayan kayıtları bölgesel başarıya dönüştürebiliyordu. Bir şarkı bazen önce jukebox ve radyo üzerinden büyüyor, ardından liste başarısı ve daha geniş dağıtım geliyordu.

BAŞARI, AYRIMCILIK VE GÖRÜNMEZ EMEK

Beyaz cover kayıtları ve crossover gerilimi

1950’lerde birçok R&B şarkısı, beyaz pop şarkıcıları tarafından daha yumuşak düzenlemelerle yeniden kaydedildi. Büyük şirketlerin dağıtım gücü, ana akım radyo erişimi ve televizyon görünürlüğü sayesinde bu cover’lar bazen özgün siyah kayıtlardan daha büyük pop başarısı elde etti. Pat Boone’un Fats Domino ve Little Richard repertuvarına yaptığı cover’lar bu sistemin en çok tartışılan örneklerindendir.

Cover geleneği her zaman tek yönlü değildi ve popüler müzik tarihinin doğal dolaşımının da parçasıydı; ancak ırksal olarak ayrılmış pazar koşullarında gelir, tanınırlık ve kültürel itibar eşit dağılmıyordu. “Hound Dog”un Big Mama Thornton tarafından kaydedilen sert blues yorumuyla Elvis Presley’nin küresel hiti arasındaki fark, yalnızca iki müzikal yaklaşımı değil, iki ayrı tanıtım ve erişim sistemini de gösterir.

Ruth Brown, LaVern Baker, Big Mama Thornton, Etta James ve Dinah Washington gibi kadınlar bu ortamda büyük sanatsal güç ortaya koydu. Buna rağmen şarkı sahipliği, turne koşulları ve tarih anlatısındaki görünürlük bakımından erkek sanatçılara ve beyaz pop yıldızlarına göre daha fazla engelle karşılaştılar.

YENİ ETİKET, ORTAK KAYNAKLAR

R&B nerede bitti, rock ’n’ roll nerede başladı?

Kesin bir çizgi yoktur. Fats Domino, Chuck Berry, Little Richard, Bo Diddley ve Big Joe Turner gibi sanatçılar hem R&B listelerinde hem rock ’n’ roll tarihinin merkezinde yer alır. Müzik endüstrisi, radyo ve basın yeni gençlik pazarını tanımlamak için “rock ’n’ roll” adını öne çıkardı; fakat müzikal malzemenin büyük bölümü siyah blues, gospel ve R&B geleneklerinde yıllardır gelişiyordu.

Rockabilly country tarafındaki ritimleri ve anlatımı bu karışıma ekledi. Elvis Presley’nin Sun kayıtları, siyah R&B ile beyaz country dünyalarının aynı bölgesel kültürde birbirini duyabildiğini gösterdi. Chuck Berry blues ve country gitarını gençlik hikâyeleriyle birleştirirken Little Richard gospel coşkusunu piyano merkezli rock ’n’ roll’a dönüştürdü. Yeni müziği anlamanın en doğru yolu, “bir gecede doğmuş” bir tür olarak değil, farklı toplulukların uzun süre geliştirdiği seslerin savaş sonrası medya ve gençlik pazarı içinde hızla kesişmesi olarak görmektir.

SEÇİLMİŞ 1950’LER KAYITLARI

Blues ve R&B için başlangıç dinleme rehberi

Bu seçki türün bütününü kapsamaz. Farklı şehirleri, enstrümanları, vokal yaklaşımlarını ve rock ’n’ roll’a uzanan dönüşümü birlikte duyabilmek için hazırlanmıştır.

1949

Fats Domino — The Fat Man

New Orleans piyanosu ve güçlü ritmiyle erken R&B/rock geçişinin temel kayıtlarından biri.

1951

Jackie Brenston and His Delta Cats — Rocket 88

Bozuk gitar tonu, piyano ve otomobil temasıyla erken rock ’n’ roll tartışmalarının merkezindeki kayıt.

1952

Little Walter — Juke

Amplifiye armonikayı baş enstrümana dönüştüren enstrümantal R&B zirvesi.

1952

Big Mama Thornton — Hound Dog

Leiber–Stoller bestesinin blues sertliğini, mizahını ve kadın vokal otoritesini taşıyan ilk büyük yorumu.

1953

Ruth Brown — (Mama) He Treats Your Daughter Mean

Atlantic döneminin güçlü kadın R&B vokali ve ritmik düzenleme anlayışı.

1954

Muddy Waters — Hoochie Coochie Man

Willie Dixon bestesi, dur-kalk riffi ve Chicago blues grubunun klasik mimarisi.

1954

Ray Charles — I Got a Woman

Gospel çağrı-cevap dilini seküler R&B’ye taşıyan, soul’un gelişiminde kritik kayıt.

1954

Big Joe Turner — Shake, Rattle and Roll

Jump blues ile rock ’n’ roll arasındaki geçirgenliği gösteren güçlü vokal ve dans ritmi.

1955

Bo Diddley — Bo Diddley

Tekrarlanan ritmik hücre, marakas ve elektrik gitarla rock ritminin kalıcı imzalarından biri.

1955

Etta James and the Peaches — The Wallflower

Cevap şarkısı kültürü, genç kadın vokali ve dönemin R&B pazarına canlı bir örnek.

1956

Howlin’ Wolf — Smokestack Lightnin’

Tek riff üzerinde kurulan karanlık yoğunluk ve Chicago blues’un hipnotik gücü.

1959

B.B. King — Sweet Sixteen

Vokal ile gitar arasındaki çağrı-cevap ve King’in olgunlaşan elektrikli blues dili.

BAŞLICA YABANCI KAYNAKLAR

Metin, türün tarihini yalnızca rock ’n’ roll’a hazırlık olarak değil, kendi başına yaratıcı ve toplumsal bir müzik hareketi olarak anlatmak amacıyla yabancı kurumsal kaynaklar karşılaştırılarak Oldies Radyo için özgün Türkçe olarak hazırlanmıştır.

BU İÇERİĞİ PAYLAŞ

Bu hikâyeyi başkalarına da ulaştırın

Instagram düğmesi telefondaki paylaşım ekranını açar. WhatsApp ve Facebook için aşağıdaki doğrudan seçenekleri de kullanabilirsiniz.